Wednesday, July 02, 2008

Farklı bir pazarlama yaklaşımı...

Finansbank, sinema zinciri AFM ile işbirliği gerçekleştirdi. İşbirliği kapsamında AFM Sinemaları'na ait yaklaşık 30 lokasyondaki sinemanın ismi Finansbank AFM olarak değiştirildi.
Finansbank müşterileri ve CardFinans sahipleri, Finansbank AFM’lerde pek çok önceliğe sahip olacak. Finansbank AFM sinemalarında, kendilerine ayrılan özel gişelerden öncelikli olarak hizmet alıp, yine kendileri için ayrılmış koltuklarda film izleyebilecekler. Ayrıca, Finansbank müşterileri, bazı filmleri vizyona girmeden önce izleme imkanına sahip olacak.


eskiden de yapmıştı; hep bildigimiz coca cola pepsi tabelaları almış yerine finansbankın tabelaları getirmişti..
Finansbank bunu piyasaya girdiğinden beri yapıyor... bakalım daha neler görücez...

Labels: ,

Tuesday, July 01, 2008

Bakalım online reklamlar daha nereye kadar gidecek...



2011′in sonunda tüm dünya'da IDC’nın raporuna göre online reklam pazarı 106 milyar dolar olacak.

Bu rapora göre online reklam harcamaları bundan sonraki yıllarda yüzde 15 ile yüzde 20 arasında artacak. Bu yılın sonunda ise dünyada online reklam harcamaları 65.2 milyar dolar olacağı tahmin ediliyor. Ortaya çıkan bu oran dünya reklam pazarının yüzde 10’una eşit. Ve bu iş hız kesmeden daha da artacağa benziyor.

Yine bu rapora göre 2011 yılında online reklam harcamaları, dünya reklam pazarının yaklaşık yüzde 14’ünü oluştururken 106.6 milyar dolar olacak. 2011 yılına kadar anahtar kelime tabanlı arama motoru reklamları en ünlü reklam formatı olmayı sürdürecek.Bu da bütün harcamaların üçte birinin fazlasını oluşturacak. Bunun hemen arkasında yüzde 20’ yle banner gibi görüntülü reklamlar, yüzde 19’la da seri ilanlar izliyor.

Bunu izleyen ise video formatı şeklindeki zengin medya reklamları. Hızlı bir büyüme beklenen bu tür reklamlarda da büyüme hızı yıllık yüzde 50’den daha fazla. 2011’de ülkeye göre ise 45 milyar dolar reklam harcaması ile Amerikanın zirvede yer alması bekleniyor.

Diğer hızlı büyümeye sahip bölgeler ise Orta Doğu ve Afrika Orta ve Doğu Avrupa olarak gösteriliyor. Bölgeye göre ise en fazla reklam harcaması Batı Avrupa’da olacak. Yine bu rapora göre en fazla online reklam kategorileri şöyle: elektronik, pornografi, kumar, bilgi, bilgi işlem ve kumar. Ve bunların 2011'de yine başı çekecekleri bekleniyor.

Saturday, June 28, 2008

Gillette

"Kim ne derse desin futbol, Türkiye’de en çok izlenen spor dalı. Dolayısıyla futbol Türk erkeğine ulaşmada bizim için doğru yoldu. Beckham ile zaten Gillette’nin iki yıllık bir anlaşması var. Biz de Beckham’ı bir şekilde iletişim kampanyamızda kullanmayı düşünüyorduk; ama içinde Türkiye’ye özgü unsurları da taşımasını istiyorduk. Türkiye’den futbolla ilgisi olan bir isim olsun istedik. Bu nedenle de her takıma eşit mesafede olan Rıdvan Dilmen’i tercih ettik. Reklamını yaptığımız ürün olan Mach3 Turbo Gol’ü Türkiye’ye özel olarak geliştirdik. Beckham da Gillette bünyesinde sadece Türkiye pazarına özgü bir reklam filminde rol aldı. Merkez ofisimiz bu anlamda bize tam destek veriyor; çünkü Türkiye, Gillette’nin 13. önemli pazarı. Bu nedenle Beckham’ın reklam filmlerimizde oynamasını teşvik etti. Çekimler İspanya’nın Madrid kentinde Ezel Akay yönetmenliğinde tamamlandı ve Ocak ayında vizyona girdi. Bu kampanya o kadar ilgi gördü ki dört ayda planladığımız satış hedefine 1.5 ayda ulaştık."
Gillette Pazarlama Direktör Yardımcısı İhsan Karagöz,

Koşmaktan korkan çocuklar


Sokakta bir çocuk koşuyor. Tanıdığım bir kadın da ona sesleniyor.

"Koşma!"

Hemen atlıyorum: "Neden koşmasın? Bırak koşsun"

"Düşer" diyor.

"Kalkar" diyorum. "Canı yanar" diyor...

Koşan çocuk için bu tür laflar söylemem kolay, biliyorum ve belki biraz klişe ama koşmayan, hata yapmamaya teşvik edilen, sürekli acı ile korkutulan bireyler yetiştirmek?

Yüzü Olmayan Adam

Yıllar önce çalışkan bir adam, ailesini avantajlı bir iş imkanı sağlamak için Newyork’tan Avusturalya’ya götürdü.Adamın ailesinden biri, sirke trapez artisti olarak katılmak veya aktör olma tutkusu olan genç ve yakışıklı oğluydu.
Bu genç adam zamanını bir sirk işi yada herhangi bir sahne işi gelene kadar kasabanın sınırındaki batı bölümünde yerel bir tersanede çalışarak geçirdi.

Bir akşam, işten eve gelirken ,onu soymak isteyen beş haydut tarafından saldırıya uğradı.Genç adam, parasından vazgeçmek yerine onlara karşı koydu. Bununla birlikte onu kolayca alt ettiler ve onu feci şekilde dövmeyi sürdürdüler. Botlarıyla yüzünü parçaladılar ve tekmelediler,vücuduna
sopalarla acımasızca vurdular ve onu ölüme terk ettiler.

Aslında polisler,onu yolda uzanmış bir şekilde bulduklarında, onun öldüğünü sanmışlardı.

Morg yolunda, polislerden biri, adamın zorlukla nefes aldığını duydu ve onu hemen hastanedeki acil bölümüne götürdüler. Acil bölümünde yatarken,bir hemşire korku içinde bu genç adamın uzun süre bir yüze sahip olamayacağını fark etti.Göz yuvaları parçalanmış, kafatası,bacakları ve kolları kırılmış, burnu askıda kalmış, bütün dişleri kırılmış ve çenesi hemen hemen kafatasından ayrılmıştı.

Yaşama imkanı az olmasına rağmen, bire yıla yakın zamanını hastanede
geçirmişti.Sonunda hastaneden ayrıldığında, vücudu iyileşmişti fakat yüzü
bakılamayacak kadar biçimsiz ve iğrençti. Artık herkesin imrenerek baktığı
yakışıklı genç değildi.

Genç adam,yeniden iş aramaya başladığında,herkes tarafından geri çevrildi. Bir iş veren, ona,sirkte “Yüzü Olmayan Adam” adında tuhaf bir şov önerdi ve bir süre bu işi yaptı.Bu olanlar boyunca o, hala herkes tarafından reddediliyor, işyerindehiç kimse onunla görünmek istemiyordu.Genç adam intiharı düşünmüştü.Bütün bunlar beş yılda gelişmişti.

Bir gün, kiliseye uğradı ve bir teselli aradı.Kiliseye girerken onu, kilisenin sırasına diz çökmüş,hıçkıra hıçkıra ağlarken gören bir rahiple karşılaştı. Rahip ona acıdı ve onu uzun uzadıya konuştukları odasına götürdü.
Rahip büyük ölçüde etkilenmişti, onun yaşamını ve gururunu
tekrar kazanabilmesi için elinden gelen herşeyi yapabileceğinin mümkün olduğunu söyledi. Ama genç adam,iyi bir Katolik olabileceğine söz verecek ve olacaktı.

Genç adam her gün ibadet için kiliseye gidiyor ve ibadet ediyordu ve Allah’a onun hayatını bağışladığı için dua ettikten sonra,beyin huzurunu sağlamasını istiyor ve onun gözünde,iyi bir insan olması için şükran duasını
ediyordu.

Rahip, kişisel ilişkileri sayesinde, Avusturalya’daki en iyi plastik cerrahla görüştü. Genç adam hiçbir ücret ödemeyecekti. Çünkü; doktor, rahibin en yakın arkadaşıydı.Doktor genç adamdan çok etkilenmişti.Onun hayata bakış
açısı,tüm kötü tecrübelerine karşı mizah ve sevgi doluydu.

Cerrah harika bir şey başardı.En iyi diş ameliyatlarını onun için yaptı.Genç adam, Tanrı’ya söz verdiği her şeyi yerine getirdi..Tanrı da onu harika ve çok güzel bir eş, yedi çocuk ve ileride kariyer için düşündüğü iş hayatındaki başarı ile ödüllendirdi.

Eğer Allah’a şükretmezsen ve sana değer veren insanları
sevmezsen,toplumda kabullenilemezsin.

Bu genç adam................... Mel Gibson ‘du....

Onun hayatı “Yüzsüz Adam” filminin prodüksiyonuna ilham oldu. O hepimizi kendine imrendirdi.Cesareti olan her insana örnek oldu.

Tuesday, January 29, 2008

AlisverisX.com

En Düşük Bütçeyle Kendi İşinizi Kurmak ve
Kendi Sanal Mağazanızı Açmaya Ne Dersiniz?
www.alisverisx.com
mehmet.cihangir@alisverisx.com
0216 550 06 06

Saturday, August 12, 2006

HATAYI BAŞARIYA ÇEVİRME

Nedense bütün firmalar hata yapmaktan korkar ama hiç düşünmeyiz ki hatalar olmasa bir şey öğrenemez, düzeltemez, dolayısıyla doğruya ulaşamayız. Bu konuda Aeskhylos’un “Kişiyi uzman yapan hatalarıdır” sözü konunun ne kadar önemli ve hatalarımızın bizim için ne kadar önemli olduğunu gösteriyor.
İnsan olarak en önemli özelliğimiz hata yapmamız olduğu için durumu en verimli hale getirebilmek adına kesinlikle bütün hatalardan dersler çıkarılmalıyız. Bu hataların, Neden oluştuğu? Neden bu duruma gelindiği? Sorgulamalı, bu durumla tekrar karşılaşılsa nasıl hareket edilmeli ve nelerden kaçınılmalı? Bunları hiç unutmayacak şekilde öğrenmeliyiz. Çünkü bu hataları başkası yapmadığına göre bu bilgileri de başkası bilmiyor demektir. Bilginin öneminin had safhada olduğu dönemimizde de sadece bize özel bir bilginin, tecrübenin değerini ifade edilemez büyüklüktedir.
Son yıllarda hatalardan ders çıkarmanın üzerine fazlasıyla düşülüyor hatta bazı CEO’lar yaptıkları hataları göğüslerini gere gere anlatıyorlar. Örneğin Coca-Cola’nın CEO’su Neville Isdell 2006 yıllık toplantısında çalışanlarına seslenirken “ Bazı başarısızlıklarımızı da göreceksiniz. Tüm bunlar şirketin yeniden kendini bulması sürecinde daha fazla risk almamızın doğal sonuçlarıdır” diyordu. Çünkü onlardan alınan derslerle mükemmel sonuçlara ulaşılıyor.
Gascoigne de “Kabul edilmiş bir yanlışlık kazanılmış bir ZAFERDİR” derken herhalde bize kendi zamanından ışık tutmak istiyordu. Kendi hatalarını bilmek bunları kabul edip ona göre davranmak hazırlanmak gerçek bir zafer olsa gerek. Hata bize yanlışlarımızı görme fırsatı verdiği için çok önemlidir ki bide hatalarımızı başarılara çevirebiliyorsak. Kanıksadığımız hatalarımız gerçek ZAFERLER halini alır.
Denemeliyiz ki hata yapalım, hata yapalım ki yanlışlarımızı görelim, yanlışlarımızı görelim ki düzeltelim, düzeltelim ki BAŞARI’ya ulaşalım.

Mehmet CİHANGİR

EN HIZLI DEĞİŞİM

İnternet hayatımıza girdi gireli iş hayatımızda da ciddi değişimlere yol açtı. Artık müşterilerimizle internette tanışıyor, sipariş alıyor, satıyor ve hatta desteğini de gene internet ile veriyoruz. Bu kadar hızlı değişimlere daha tam alışamadık ama kendini bu kadar hızlı kabul ettirebilen internet çok farklı anlamlar içerdi bu zamana kadar. Bu değişimin evrelerini sıralayacak olursak;

•Sadece mail ile iletişim kurabileceğiniz yani sadece olan müşterilerle görüşebileceğiniz bir ortam sağlıyordu.

•Daha sonra fark ettik ki kendimizi bir site ile dünyaya anlatabiliyoruz (e-Marketing Başlangıcı)

•Artık pazarlama ile kalmıyor satışta devreye giriyordu ve sitemizden sipariş almaya başlıyorduk, hatta e-ticaret portalları direk satış bile yapıyordu

•Gün geçtikçe e-marketing önem kazandı, Banner Exchange, e-reklam kampanyaları ve e-mail marketing terimleri girdi hayatımıza(çünkü web bize rüyalarımızda bile göremeyeceğimiz bir Pazar oluşturabilme olanağı sağlıyordu)

•Bir anda bütün firmalar ciddi bütçeler ayırıp internet projelerine başladılar ve aceleci olmalarının yanına internetin tam kavranmaması sebebiyle birçoğu hezimetle sonuçlandı.(internet üzerinde kurulan firmalar ağzımızı sulandıracak meblağlar kazanıyor ve ciddi kitlelere hitap ediyorlardı. Dolayısıyla artık bizim de vaktimiz gelmişti(!), hatta hatırlarsanız şu anda sitesini kullanalım diye TV reklâmları yapıp duran gazetelerin siteleri, fazla değil bir yıl önce, ücret karşılığı okunabiliyordu)

•Bu öğrenme sürecinde Müşteri ilişkilerimizin de ne kadar önemli olduğunu öğrendik, çünkü artık birkaç tıklama yüzünden müşterinizi kaybedebiliyoruz. CRM ve internet tam anlamıyla kardeş oldukları için iş hayatımızın neredeyse en önemli parçası oldu artık WEB.

•Yavaş yavaş KOBİ’ler de nasıl başa çıkabileceklerini bilmedikleri devlerin payından küçük de olsa parça kapmaya başladılar internet aracılığıyla. Kendilerine portallar hazırlamaya, kendi sitelerinin yanında sektörleriyle ilgili siteler hazırlayıp yeni müşteri kazanmaya başladılar.

Böyle bir ortamda internete kayıtsız kalmak (buna sadece sitesini yapıp, kaderine bırakanlar da dâhil) işini geliştirmek için bu kadar önemli bir aracı kullanmamak mümkün değil. Her işletmenin kuruluş amacı kazanç sağlamaktır, bunun için işinizi çevrimiçi olarak geliştirin ve interneti ciddiye alınki o da size bütün güzelliklerini sunsun.

Mehmet CİHANGİR

Tuesday, August 08, 2006

Bildiğimizi Unutturan Değişim

Pazarlama ve satış adına yıllardır öğrene geldiğimiz birçok şey vardı. Bu öğrenme süreci profesyonel olarak sanayileşme ile başladı.
Bu değişimdeki büyük değişimler:
· Ürün Merkezli Pazarlama: Fabrikalarda seri üretimin başlamasıyla birlikte mantığımız değişti, çünkü artık herhangi bir şey üretip herhangi bir kişiye herhangi bir kar marjı ile (hatta bu marjı kafanıza göre bile belirleyebiliyordunuz) satabiliyordunuz. Artık eski dönemden kalma “müşteri velinimettir” gibi bir anlayış yoktu.
· Kitlesel Pazarlama: Ne zamanki herkes üretir oldu ve bütün pazarlarda artık rakipler oluşmaya başladı yeni bir değişim başladı. Yavaş yavaş fark yaratma devirleri geliyordu ve Seth Godin’in de dediği gibi “TV-ENDÜSTRİ KARMASI” çalışmaya başlıyordu. Büyük kitlelere hitap eden her araç kullanılmaya başlandı. Kitleseldi çünkü seri üretim bunu gerektiriyordu, siz belli bir kesimi düşünerek de olsa aynılarından yüz binlerce üretip müşterinin isteğini tam anlamıyla karşılamasa da talebe en yakın ürünü arz ediyordunuz. Bu dönemde rakip vardı ama tam anlamıyla müşteri doyuma ulaşmadığı için ürününüzdeki küçük geliştirmelerle fark yaratabiliyordunuz.
· Müşteri Odaklı Pazarlama: Artık üretime dayalı pazarlamanın devri geçiyordu. Müşteri ne ilk dönemden kalma tek satıcısı olan bir piyasada, ne de kitlesel pazarlama döneminden kalan az satıcının olduğu bir piyasada idi. Müşteri “ben bunu istiyorum demeye başlamıştı bu fiyata istiyorum!” . Müşterinin sesi çıkıyordu çünkü üreticiler çok fazlaydı ve rekabet içinde Pazar payı kapmak için fiyatlar düşüyor ve bu da müşterinin uyanmasını sağlıyordu. Bu dönemde müşterinin velinimet olduğu hatırlanmaya başlıyordu.
· Müşteri Merkezli Pazarlama:Müşteri bu dönemde hak ettiği yeri buldu ve artık ne isterse o! Her yer rakiple dolu, herkes fiyat kırıyor, herkes aynı ürünü aynı şekilde üretiyor, hizmetler bile belli standartlara kavuşmuş, asırlık müşteriniz dahi olsa birkaç dakikalık internet araştırmasıyla rakibinizden fiyat alabiliyor. Görüyoruz ki müşteri velinimet değil patron, onu en önemli yere koyup (merkeze) ona göre düşünüp davranmamız lazım Nasıl yapacaksınız?Müşteriye nasıl ulaşacaksınız? (hepsinin aldığı bir yer var zaten)Nasıl satacaksınız? (fark yaratmanız lazım)Kar marjı yok nasıl daha yüksek fiyata satacaksınız? (yaşamanız lazım)Ya sonra? Nasıl elinizde tutacaksınız? (sadakat yemini mi edecek?)Evet, zor görünüyor ama bunları CRM’i kavrayarak, oldukça verimli ve uzun vadede büyük tasarruflar sağlayacak şekilde gerçekleştirebilirsiniz.

Mehmet CİHANGİR